Öyle bir kin çöktü ki içime
Bir şekilde ortaya çıkacak..
Kötülük yapacaksam eğer
Hayatımda ilk kez,
Bu en kötüsü olacak..
Kıpkırmızı yağacak kar..
Gözlerime çöken,
Aldatılmış gönlümden
Çağlaya çağlaya akan
Kan gibi, kıpkırmızı olacak..
Yanmış etimin kara dumanı,
İsli bir pisliğe bulayacak mavi gökyüzünü..
Gece gündüz karanlık..
Nasıl lime lime edildiyse gönlüm
Öyle parçalayacağım herşeyi
Geçene kadar aldatılmış gönlümün kini..
Söylenmiş tüm yalanlar için
Tek bir kötülük yapacağım..
Öyle bir kin çöktü ki içime
Bir şekilde ortaya çıkacak..
Kötülük yapacaksam eğer
Hayatımda ilk kez,
Bu en kötüsü olacak..
Tüm şüphelerimi tek bir ilmekte
Geçirirken boğazıma ,
Masum yada değil tüm kötülerle
Aynı toğrağa gömüleceğim,
Yanan sevdamın külleri altına..
Ve
İşte o zaman açacak bahar çiçekleri
Yeni dünyada..
IQ't vdm 171815521
Perşembe, Ocak 17, 2008
Salı, Ocak 15, 2008
Find me on the map, blogzoner..
Çarşamba, Ocak 09, 2008
HER GÜN, HER SAAT
Her gün, her saat unut beni
Her gün, her saat hatirla..
Her gün, her saat yeniden unut beni
Baktiginda gökyüzüne, yildizlara
Tuttugunda baska birisinin ellerini
Koydugunda basini yabanci bir omza
Gözlerinin baska gözleri oksadigi
Gülüsünün baska bir ruhu isittigi
Nefer alip verdigin
Her gün, her saat yeniden hatirla
O sonsuz karanliginda
Tek bir beyaz nokta kaldiysa
Her gün, her saat yeniden unut beni
Her gün, her saat yeniden hatirla..
26 Kasim 2001 Pazartesi - 02:00
Önceden yazılmışı var, yazmışım, 6 sene geçmiş üzerinden.. Sanırım şimdi yazsam aynısını yazardım.. Sıcak.. Eski ama sıcak..
Her gün, her saat hatirla..
Her gün, her saat yeniden unut beni
Baktiginda gökyüzüne, yildizlara
Tuttugunda baska birisinin ellerini
Koydugunda basini yabanci bir omza
Gözlerinin baska gözleri oksadigi
Gülüsünün baska bir ruhu isittigi
Nefer alip verdigin
Her gün, her saat yeniden hatirla
O sonsuz karanliginda
Tek bir beyaz nokta kaldiysa
Her gün, her saat yeniden unut beni
Her gün, her saat yeniden hatirla..
26 Kasim 2001 Pazartesi - 02:00
Önceden yazılmışı var, yazmışım, 6 sene geçmiş üzerinden.. Sanırım şimdi yazsam aynısını yazardım.. Sıcak.. Eski ama sıcak..
Pazartesi, Ocak 07, 2008
Ölüm
- En kötü hastalığın bu olur umarım, seni bu şekilde görmeye dayanamıyorum..
- Çok serum yedim ama ben..
- İşte, en kötüsü böyle kıytırık bir soğuk algınlığından olur diyorum..
- Kıytırık haa, hiç tee..
Yatağa o şekilde masumane ve çaresiz yatışını görmek içimi parçalamıştı. Sevdiğin kişinin, senden bir parça haline gelmiş olan sevgilinin bu şekilde yatışı..
- Buradan çok tatlı görünüyorsun..
- Hastasın ya, ondandır..
- Beni bu kadar çokmu seviyorsun gerçekten?
- Halâ sorguluyor musun? Baksana halime..
- Abimleri görmek istiyorum, eşi hamileyken hiç ziyaretlerine gidemedim.
- Mucize gibi bir olay, çocuklar ne tatlı.. Minnacık başını avuçlarımın arasına alıp omzuma yatırmak ve onu hissetmek isterdim.
- Annelik hormonu var, onu biz hissediyoruz, sizde yokki!
- Olsun, ama ben hissedeceğime eminim, şimdiden.. Hem ne güzel şeyler öğretirdim ona..
- Asıl ben öğreteceğim, sen dur bakalım..
Gidip gelişlerinin arasına soktuğu hayal ötesi ve beni çok mutlu eden cümlelerdi bunlar. Mutlu eden ama hiç umutlandırmayan nedense.. Bir çocuğumuz olduğu hayalini kurmuştu anlık olarak.. Bir sandalye çekerek yanına oturdum, yaklaştım. Yüzü avuçlarımın arasında bir çocuk gibi masum, gözlerini kapadı. Sonra yanağımı okşadı usulca.. Hemen ardından, nedensizce ağlamaya başladı. Bir peçete bulup eline tutuşturdum..
- Neyin var, ne geldi aklına?
- Hiç, hiçbir şey..
- Ne oldu?
Belli belirsiz, 'sana itiraf edebilsem' dudakları arasından zincirlerini koparmış kuduz bir köpek gibi boğazıma atıldı sanki.. Bir anda kalp atışlarımı gözlerimde hisseder olmuştum..
- Tahmin edebiliyorum..
- Ne?
- Halâ onu seviyorsun değil mi?
Neden böyle söyledim bilemiyorum ama, birden ağzımdan çıkıverdi kelimeler.. Bilinçaltım küçük bir kızılcık sopası ile döküyordu olgunlaşmamış meyvelerini yeni yeşermeye başlamış kan ağacından sanki.. Hıçkırıklara boğularak devam etti;
- Galiba, emin değilim.. Rüyalarıma giriyor son zamanlarda.. Nedenini bilmiyorum. Onu bir daha hiç göremeyecek olmak beni çok üzüyor galiba.. Sana her bakışımda onu görüyor gibiyim. Galiba son zamanlarda yaşadığımız sorunlar, girdiğim depresyon hali beni bu şekilde yaptı.. Emin değilim.. Emin değilim..
Zaman durdu.. Kalp atışlarımı hissetmiyordum. Bundan daha ağır, daha aşağılık ne olabilirdi benim için?.. Serum bitmişti. Gidip güler bir yüzle hemşireyi çağırdım. Gülerek teşekkür ettik ayrılırken.. Arabaya kadar konuşmadı.
- Bir keresinde bayıldığımda başucumda oda beklemişti bu şekilde. Ayıldığım zaman ilk defa anlamlı baktığını hissetmiştim mavi gözlerinin..
Mavi gözler.. Anlamlı.. Bayılmak.. Başucumda.. Beklemek.. Mavi sıcaklar, bunaltı.. Soğuk.. Seni aylar boyunca döven, 'kurtulmak istiyorum ondan' , 'hiç sevmiyorum' dediğin o değil miydi? Seni döven, sana bunu yapabilen.. Kalbimin ağzımdan fırlayıp gitmemesi için dudaklarımı dahi aralayamıyordum.
- Bir şey söylemeyecek misin?
- Sıvı al, doktor söyledi ihmal etme bak..
Arabadan indi, gidip parkettim. Bir ölü gibi sessiz yürümeye başladım. Yokluğumu herkes hissetsin, ama beni kimse farketmesin istedim insanların arasındayken.. Donuk, mavi, soğuk bir surat ile.. Beni hiç sevmemiş olduğunu düşündüm bir an.. Herşey yalandı..
Herşey yalan mıydı?
Çekmecemde neden ve nasıl bulunduğunu anlamadığım, parlak ve cilalı altı patları aldım. Smith&Wesson Model 19-5.. 1955 model, saat gibi işleyen, kusursuz bir Magnum.. İçine altı adet soğuk 9mm mermiyi sakince yerleştirdim. Soğuk herşeye işlemişti. Namlunun ucu ölüm kadar soğuktu. Çene kemiğimin birkaç santim içine doğru alltan yumuşak ete dayadım. Gözlerimi kapadım. Kalbimin bu kadar hızlı attığı anlar hep onsuz olduğumu, yanımda sonsuza kadar olmayacağını düşündüğüm zamanlardı, hepsini şeffaf bir zaman tünelinde aynı anda tekrar yaşar gibi oldum. Kalbim dahada hızlı atmaya ve göğüs çeperime çarpmaya başladı. Namlunun ucu ölüm kadar soğuktu. Silahın horozunu yavaşça kaldırdım. Sade, basit ama bir o kadar uyarıcı, metalik bir 'tik' sesi geldi.. Geçen her salisenin ardından tüm saatlerden çıkan seste buydu işte tamda.. Geçen her salisenin dönüşü olmadığını anımsatan, güçlü birer gong gibi kulaklarda çınlayan, sade, basit, metalik bir 'tik'..
Bir yüzüğün içinde nazlı nazlı gezinir şekilde duran işaret parmağım yeni başlangıcı sabırsızca kovalarcasına salise salise yüklendi tetiğe. Tüm gücünü toplayan horoz okşayarak abandı mermiye. Makro boyutlarda bir kumsalı doldurabilecek kadar çok olan herbir barut tanesi şakaklarımda hissettiğim alev kadar ısınmaya başladı. 380 beygirlik bir Cobra motorundan çıkan ilkel böğürtüyü andıran çığlıklarla hep bir ağızdan bağırmaya başladılar. Mermi çekirdeği ürkerek ayrıldı kovandan ve namludaki yive sürtünmeye başladı. Tünelden tren gelmeden önceki hava akışına benzer, güçlü bir basınç hissediyordum çenemin hemen altında.. Namlunun içinde döne döne hızla bana kavuşmak ve bir parçam olmak için can atar halde geliyordu. Hissiz bir temas.. Acısız bir yüklenme.. Kolayca çenemi geçerek ağzımın içine ulaşmıştı. Olsa olsa en fazla anestezik halde bir diş çekim seansını andırıyordu bu sahne.. Bir kaç salise ağzımın içinde amaçsızca kaldı ve hemen ardından güçlü bir şekildeüst damağıma çarparak burun boşluğuma ve beynime doğru yol almaya başladı. Bu kez sanki yüzlerce elli ve her elinde keskin birer orakla beynimden oluşan tarlayı biçmeye başladı bir azrail kararlılığında. Kuvvetli bir girdap.. Anılardan ve hayal kırıklığından oluşan, kuvvetli bir girdap.. Kafatasımı delip geçtikten sonra, alçı tavanı geçemeyecek kadar zayıflamış halde masama, tam önüme düşüverdi. Çekirdeği temizledim. Çekmecemi açarak diğerlerinin yanına usulca bıraktım.
Soğuk herşeye işlemişti..
Dedemden yadigar cep saatinden basit ama bir o kadar uyarıcı, metalik bir 'tik' sesi geldi..
- Çok serum yedim ama ben..
- İşte, en kötüsü böyle kıytırık bir soğuk algınlığından olur diyorum..
- Kıytırık haa, hiç tee..
Yatağa o şekilde masumane ve çaresiz yatışını görmek içimi parçalamıştı. Sevdiğin kişinin, senden bir parça haline gelmiş olan sevgilinin bu şekilde yatışı..
- Buradan çok tatlı görünüyorsun..
- Hastasın ya, ondandır..
- Beni bu kadar çokmu seviyorsun gerçekten?
- Halâ sorguluyor musun? Baksana halime..
- Abimleri görmek istiyorum, eşi hamileyken hiç ziyaretlerine gidemedim.
- Mucize gibi bir olay, çocuklar ne tatlı.. Minnacık başını avuçlarımın arasına alıp omzuma yatırmak ve onu hissetmek isterdim.
- Annelik hormonu var, onu biz hissediyoruz, sizde yokki!
- Olsun, ama ben hissedeceğime eminim, şimdiden.. Hem ne güzel şeyler öğretirdim ona..
- Asıl ben öğreteceğim, sen dur bakalım..
Gidip gelişlerinin arasına soktuğu hayal ötesi ve beni çok mutlu eden cümlelerdi bunlar. Mutlu eden ama hiç umutlandırmayan nedense.. Bir çocuğumuz olduğu hayalini kurmuştu anlık olarak.. Bir sandalye çekerek yanına oturdum, yaklaştım. Yüzü avuçlarımın arasında bir çocuk gibi masum, gözlerini kapadı. Sonra yanağımı okşadı usulca.. Hemen ardından, nedensizce ağlamaya başladı. Bir peçete bulup eline tutuşturdum..
- Neyin var, ne geldi aklına?
- Hiç, hiçbir şey..
- Ne oldu?
Belli belirsiz, 'sana itiraf edebilsem' dudakları arasından zincirlerini koparmış kuduz bir köpek gibi boğazıma atıldı sanki.. Bir anda kalp atışlarımı gözlerimde hisseder olmuştum..
- Tahmin edebiliyorum..
- Ne?
- Halâ onu seviyorsun değil mi?
Neden böyle söyledim bilemiyorum ama, birden ağzımdan çıkıverdi kelimeler.. Bilinçaltım küçük bir kızılcık sopası ile döküyordu olgunlaşmamış meyvelerini yeni yeşermeye başlamış kan ağacından sanki.. Hıçkırıklara boğularak devam etti;
- Galiba, emin değilim.. Rüyalarıma giriyor son zamanlarda.. Nedenini bilmiyorum. Onu bir daha hiç göremeyecek olmak beni çok üzüyor galiba.. Sana her bakışımda onu görüyor gibiyim. Galiba son zamanlarda yaşadığımız sorunlar, girdiğim depresyon hali beni bu şekilde yaptı.. Emin değilim.. Emin değilim..
Zaman durdu.. Kalp atışlarımı hissetmiyordum. Bundan daha ağır, daha aşağılık ne olabilirdi benim için?.. Serum bitmişti. Gidip güler bir yüzle hemşireyi çağırdım. Gülerek teşekkür ettik ayrılırken.. Arabaya kadar konuşmadı.
- Bir keresinde bayıldığımda başucumda oda beklemişti bu şekilde. Ayıldığım zaman ilk defa anlamlı baktığını hissetmiştim mavi gözlerinin..
Mavi gözler.. Anlamlı.. Bayılmak.. Başucumda.. Beklemek.. Mavi sıcaklar, bunaltı.. Soğuk.. Seni aylar boyunca döven, 'kurtulmak istiyorum ondan' , 'hiç sevmiyorum' dediğin o değil miydi? Seni döven, sana bunu yapabilen.. Kalbimin ağzımdan fırlayıp gitmemesi için dudaklarımı dahi aralayamıyordum.
- Bir şey söylemeyecek misin?
- Sıvı al, doktor söyledi ihmal etme bak..
Arabadan indi, gidip parkettim. Bir ölü gibi sessiz yürümeye başladım. Yokluğumu herkes hissetsin, ama beni kimse farketmesin istedim insanların arasındayken.. Donuk, mavi, soğuk bir surat ile.. Beni hiç sevmemiş olduğunu düşündüm bir an.. Herşey yalandı..
Herşey yalan mıydı?
Çekmecemde neden ve nasıl bulunduğunu anlamadığım, parlak ve cilalı altı patları aldım. Smith&Wesson Model 19-5.. 1955 model, saat gibi işleyen, kusursuz bir Magnum.. İçine altı adet soğuk 9mm mermiyi sakince yerleştirdim. Soğuk herşeye işlemişti. Namlunun ucu ölüm kadar soğuktu. Çene kemiğimin birkaç santim içine doğru alltan yumuşak ete dayadım. Gözlerimi kapadım. Kalbimin bu kadar hızlı attığı anlar hep onsuz olduğumu, yanımda sonsuza kadar olmayacağını düşündüğüm zamanlardı, hepsini şeffaf bir zaman tünelinde aynı anda tekrar yaşar gibi oldum. Kalbim dahada hızlı atmaya ve göğüs çeperime çarpmaya başladı. Namlunun ucu ölüm kadar soğuktu. Silahın horozunu yavaşça kaldırdım. Sade, basit ama bir o kadar uyarıcı, metalik bir 'tik' sesi geldi.. Geçen her salisenin ardından tüm saatlerden çıkan seste buydu işte tamda.. Geçen her salisenin dönüşü olmadığını anımsatan, güçlü birer gong gibi kulaklarda çınlayan, sade, basit, metalik bir 'tik'..
Bir yüzüğün içinde nazlı nazlı gezinir şekilde duran işaret parmağım yeni başlangıcı sabırsızca kovalarcasına salise salise yüklendi tetiğe. Tüm gücünü toplayan horoz okşayarak abandı mermiye. Makro boyutlarda bir kumsalı doldurabilecek kadar çok olan herbir barut tanesi şakaklarımda hissettiğim alev kadar ısınmaya başladı. 380 beygirlik bir Cobra motorundan çıkan ilkel böğürtüyü andıran çığlıklarla hep bir ağızdan bağırmaya başladılar. Mermi çekirdeği ürkerek ayrıldı kovandan ve namludaki yive sürtünmeye başladı. Tünelden tren gelmeden önceki hava akışına benzer, güçlü bir basınç hissediyordum çenemin hemen altında.. Namlunun içinde döne döne hızla bana kavuşmak ve bir parçam olmak için can atar halde geliyordu. Hissiz bir temas.. Acısız bir yüklenme.. Kolayca çenemi geçerek ağzımın içine ulaşmıştı. Olsa olsa en fazla anestezik halde bir diş çekim seansını andırıyordu bu sahne.. Bir kaç salise ağzımın içinde amaçsızca kaldı ve hemen ardından güçlü bir şekildeüst damağıma çarparak burun boşluğuma ve beynime doğru yol almaya başladı. Bu kez sanki yüzlerce elli ve her elinde keskin birer orakla beynimden oluşan tarlayı biçmeye başladı bir azrail kararlılığında. Kuvvetli bir girdap.. Anılardan ve hayal kırıklığından oluşan, kuvvetli bir girdap.. Kafatasımı delip geçtikten sonra, alçı tavanı geçemeyecek kadar zayıflamış halde masama, tam önüme düşüverdi. Çekirdeği temizledim. Çekmecemi açarak diğerlerinin yanına usulca bıraktım.
Soğuk herşeye işlemişti..
Dedemden yadigar cep saatinden basit ama bir o kadar uyarıcı, metalik bir 'tik' sesi geldi..
Perşembe, Ocak 03, 2008
Dili Zifir
Gönlüme zifir düşende
Alıp gönlümü yel, götürende
Eli açık, göğe savuranda
Gün gece olur
Gece zifiri karanlık o anda
Sensizliğin dili zifir..
IQt ksk0301081438
Alıp gönlümü yel, götürende
Eli açık, göğe savuranda
Gün gece olur
Gece zifiri karanlık o anda
Sensizliğin dili zifir..
IQt ksk0301081438
Salı, Ocak 01, 2008
Ah şu gönlüm.. Şaka gibi..
Nev - Sukutu hayal
Ne başlayabildik doğru dürüst
Ne de bitirebildik
Ne vazgeçebildim bilirsin beni
Ne de anlatabildim
Ah bu aşk iflah etmez beni
Vurulsa umrumda değil
Biliyorum
Zaman sen diyorlar çaresi
Geç de nasıl geçersen geç bildiğin gibi
Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Ama Al dedim vur demedim ki
Ayakta hislerim dilimde düğümler
Söz geçmiyor ki kendime
Mecalim yok
Anlat diyorsun ya bendeki usul kıyameti
Hani birisi daha çok sever ya
Bizimkisi o misal
Meğer o vefasız çoktan gitmiş
Gel de anlat kendine
Gel de anlat ellere
Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Ama Al dedim vur demedim ki
Ne başlayabildik doğru dürüst
Ne de bitirebildik
Ne vazgeçebildim bilirsin beni
Ne de anlatabildim
Ah bu aşk iflah etmez beni
Vurulsa umrumda değil
Biliyorum
Zaman sen diyorlar çaresi
Geç de nasıl geçersen geç bildiğin gibi
Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Ama Al dedim vur demedim ki
Ayakta hislerim dilimde düğümler
Söz geçmiyor ki kendime
Mecalim yok
Anlat diyorsun ya bendeki usul kıyameti
Hani birisi daha çok sever ya
Bizimkisi o misal
Meğer o vefasız çoktan gitmiş
Gel de anlat kendine
Gel de anlat ellere
Ah şu gönlüm hiç kimseyi böyle sevmedi
Hiç kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesem de değişmedi
Ama Al dedim vur demedim ki
Pazartesi, Aralık 24, 2007
BURUK
Yalvarırım,
Bırakma dışarıda pencerene
Tünemiş minik serçeyi
Bembeyaz bir soğuk yalayan
Ruhsuz duvarlarını bu köhne evin..
Düşüncesizlik yada sinirle közleyip
İçindeki fırtınayı tersleme
Kırılgan gönlümü
Pek yakın olsada pişmanlığın,
Dönüşü zor oluyor uzakların ve
Ardından hep bir
Adım geri bulurum kendimi
Yanında dursada gölgem..
Tüm dönüşler biraz buruk..
IQ't Vdm 2412071542
Bırakma dışarıda pencerene
Tünemiş minik serçeyi
Bembeyaz bir soğuk yalayan
Ruhsuz duvarlarını bu köhne evin..
Düşüncesizlik yada sinirle közleyip
İçindeki fırtınayı tersleme
Kırılgan gönlümü
Pek yakın olsada pişmanlığın,
Dönüşü zor oluyor uzakların ve
Ardından hep bir
Adım geri bulurum kendimi
Yanında dursada gölgem..
Tüm dönüşler biraz buruk..
IQ't Vdm 2412071542
Salı, Kasım 13, 2007
Salı, Ekim 23, 2007
NE ZAMAN HÜZÜN TAŞIR BULUTLAR?
Neden hüzün taşır bulutlar?
Buruk bir iç çekişin ardındanmı gelir
Gri yağmurlar?
Yoğrulmasıylamı oluşur
Rengarenk gökkuşağı,
Çoşkun gönüllerin sevinç gözyaşlarıyla?
Bir bebeğin toprak kadar temiz, saf
Yanağından süzülen yada..
Ne zaman hüzün taşır bulutlar?
Ne zaman mutluluk getirir bize?
Uzaklarda eriyip giden bir mutluluk
Ne zaman yıldırım olup düşer bir annenin
Düğümlenen boğazına?
Peki ya ne zaman
Deler geçer yürekleri
Gökkuşakları?
Delip geçerde hüznün, burukluğun adı
Vatan için sevinç olur sonsuza dek..
Anadoluda sevinçtir gökkuşakları
Ezelden beri
Ve
Parçalar geçer zincirleri..
Herbir damla, gökkuşağı olmak için
Çıkar yola, sakınmaz kendini.
Bir düğüm otursada boğazlarına,
Rengarenk gökyüzün adı hep mutluluk olmuştur
Analar için..
Hep özgürlük..
Bir al bir beyaz çakar şimşekler..
Ne zaman hüzün taşır bulutlar?
Ne zaman mutluluk getirir bize?
Vdm 2310070828
IQ't
Buruk bir iç çekişin ardındanmı gelir
Gri yağmurlar?
Yoğrulmasıylamı oluşur
Rengarenk gökkuşağı,
Çoşkun gönüllerin sevinç gözyaşlarıyla?
Bir bebeğin toprak kadar temiz, saf
Yanağından süzülen yada..
Ne zaman hüzün taşır bulutlar?
Ne zaman mutluluk getirir bize?
Uzaklarda eriyip giden bir mutluluk
Ne zaman yıldırım olup düşer bir annenin
Düğümlenen boğazına?
Peki ya ne zaman
Deler geçer yürekleri
Gökkuşakları?
Delip geçerde hüznün, burukluğun adı
Vatan için sevinç olur sonsuza dek..
Anadoluda sevinçtir gökkuşakları
Ezelden beri
Ve
Parçalar geçer zincirleri..
Herbir damla, gökkuşağı olmak için
Çıkar yola, sakınmaz kendini.
Bir düğüm otursada boğazlarına,
Rengarenk gökyüzün adı hep mutluluk olmuştur
Analar için..
Hep özgürlük..
Bir al bir beyaz çakar şimşekler..
Ne zaman hüzün taşır bulutlar?
Ne zaman mutluluk getirir bize?
Vdm 2310070828
IQ't
Perşembe, Ekim 11, 2007
Mutlu Bayramlar
Pazartesi, Ekim 08, 2007
O
Sen O'sun biliyorum
Da
Ben senin için O muyum
İşte ondan emin olamıyorum..
Nasıl istiyorum bir bilsen;
O olmanı
O olduğuna inanmayı,
O olduğuma inanmanı,
O olmayı,
Ortak bir O 'da
Seni ve beni bulmayı
Ve
Tek bir 'biz' olarak
Birlikte yaşlanmayı..
IQ't vdm 0810071751
Da
Ben senin için O muyum
İşte ondan emin olamıyorum..
Nasıl istiyorum bir bilsen;
O olmanı
O olduğuna inanmayı,
O olduğuma inanmanı,
O olmayı,
Ortak bir O 'da
Seni ve beni bulmayı
Ve
Tek bir 'biz' olarak
Birlikte yaşlanmayı..
IQ't vdm 0810071751
Perşembe, Eylül 27, 2007
H.D.R.

İlk HDR denemem.
Güncelleme 10.10.2007 20:51
Güzel bir HDR nedir, nasıl yapılır bağlantısını paylaşmak istiyorum favorilerimdeki. Baştan sona okuyarak detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz;
http://www.fotoritim.com/yazi/h.d.r.--high-dynamic-range
Salı, Ağustos 28, 2007
Gerçek, Kan ve Hayat
Ufukta kızıl bir güneş
Toprak kan kırmızı
Tepesindeyim bir yamacın
Hayatın bir amacı olmalı
Kirli elleri vardı zenginliğin
Arsızlık ve şüphe celladımız
Boynunda parıldayan o sahte güzellik
Binlerce çocuğun katili
Kendi kandırmacalarımızın izini sürdük daima
Takip ettikçe ayak izlerimizi
Daha az yorulduk bir sonraki
Sahte gülüşte
Olmasa o his
Dolduran gözlerimi
Süzülen tek damla yanaklarımdan içime
Alıştım sanacağım
Rutin karanlıklara
Dururken koca gönüller
Ve
Sevgi dolu bir okşayışta aramak varken
Yaşam sevincini
Küçücük emeller bağladı bizi
Yarını olmayan
Kiralık hayatlara
Aşk her daim var olacak
Ve tabi
Ölüm ve şüphe
Keşkeler arasına sıkışmış yaşıyoruz
Geçmez iki kişilik bir ömür
Şüphenin girdabında
Keşkelerden de örülmüş olsa
Uzun bir yol var daha
Ölüme..
Nesin sen?
IQ’t ksk 1302070028
Toprak kan kırmızı
Tepesindeyim bir yamacın
Hayatın bir amacı olmalı
Kirli elleri vardı zenginliğin
Arsızlık ve şüphe celladımız
Boynunda parıldayan o sahte güzellik
Binlerce çocuğun katili
Kendi kandırmacalarımızın izini sürdük daima
Takip ettikçe ayak izlerimizi
Daha az yorulduk bir sonraki
Sahte gülüşte
Olmasa o his
Dolduran gözlerimi
Süzülen tek damla yanaklarımdan içime
Alıştım sanacağım
Rutin karanlıklara
Dururken koca gönüller
Ve
Sevgi dolu bir okşayışta aramak varken
Yaşam sevincini
Küçücük emeller bağladı bizi
Yarını olmayan
Kiralık hayatlara
Aşk her daim var olacak
Ve tabi
Ölüm ve şüphe
Keşkeler arasına sıkışmış yaşıyoruz
Geçmez iki kişilik bir ömür
Şüphenin girdabında
Keşkelerden de örülmüş olsa
Uzun bir yol var daha
Ölüme..
Nesin sen?
IQ’t ksk 1302070028
Pazartesi, Ağustos 13, 2007
Cuma, Ağustos 03, 2007
ÖZGÜRLÜĞÜN SPORU
'Buraya kadar nasıl geldik, tam olarak neredeyiz?'
Demir aldıktan yaklaşık 45 dakika sonra sorduğum soru ve sonrasında birbirimizin yüzüne şaşkın şaşkın baktığımız kısa bir sessizlik..
Zamanın, tabiri yerindeyse 'kısa devre' olduğu, sahip olduğumuz tüm enerjinin yalnızca gelen komutları doğru kavramak, takımla senkronize olabilmek ve gereken hareketi en kısa sürede tamamlayabilmek için sonuna kadar kullanıldığı bir yerdeyiz..
Tekne üzerine adım atan ve denizin tuzlu suyunu yüzüne, rüzgarın uğultusunu, yelken ve iplerle oynaşırken çıkardığı sesleri kulağına alan bir daha 'adam olmaz'.. Hele hele bunları yoğurarak yüreğinde hisseden ise hepten çıkar yoldan.. İkiye bölünür yaşamı, bir yanda deniz ve diğer yanda diğerleri. Deniz kelimesi nerede geçerse geçsin artık referans verdiği yerler değişmiştir sonsuza kadar; özgürlük..
Belirsizlik, heryerde.. Denizin, rüzgarın beş dakika sonra ne olacağını kim kestirebilir. Tıpkı hayat gibi, hayatın kendisi gibi.. Bir grup insanla, küçük bir tekne üzerinde, önceden kestirilemeyen zevkli bir yolculuğa çıkıyorsunuz.. Burada herkes aynı amaç doğrultusunda davranmak zorunda. Daha önce lügatlarında 'sinerji' kelimesine teğet geçmemiş kişiler dahi ne olduğunu kolayca kavrıyor, tekne üzerinde geçirilmiş koca bir günün ardından. Takım olmaya doğru adım adım ilerlemek nedir, bir bebeğin saflığı ve sonsuz merakında öğreniliyor.
Takım.. Takım olmak.. İşbirliği.. Ekip arkadaşları..
Daha önce farkına dahi varılmamış kavramlar bir çok insan tarafından. Yelken sporunun niçin 'Takım Sporu' olduğunu ve her seviyedeki çalışana ısrarla önerildiğini anlıyorsunuz kısa sürede. Bir yelkenliyi bile, tek başına idare etmenin mümkün olmadığını görebiliyorsunuz. Görevin küçüğü yada büyüğünün olmadığı bir ortam burası. Büyük yada küçük, doğru ve zamanında uygulanmadığı taktirde sonucu herkese yansıyor, tüm ekibe.. Belki tekne üzerinde iken değil ama, akşam bitap durumda yastığa başını yasladığında anlıyor insan; burada edindiği tecrübeyi, takım olmanın yarattığı sinerji görüşünü işine, tüm yaşamına aktarabileceğini. Yapılan her işin ne kadar değerli olduğunu. Doğru iletişimin gücünü..
Bir şablon olarak birçok alana uygulanabilir bir mikro hayat mücadelesine şahit olunuyor her demir alışta özgürlüğe..
IQ't vdm 0308071051
Demir aldıktan yaklaşık 45 dakika sonra sorduğum soru ve sonrasında birbirimizin yüzüne şaşkın şaşkın baktığımız kısa bir sessizlik..
Zamanın, tabiri yerindeyse 'kısa devre' olduğu, sahip olduğumuz tüm enerjinin yalnızca gelen komutları doğru kavramak, takımla senkronize olabilmek ve gereken hareketi en kısa sürede tamamlayabilmek için sonuna kadar kullanıldığı bir yerdeyiz..
Tekne üzerine adım atan ve denizin tuzlu suyunu yüzüne, rüzgarın uğultusunu, yelken ve iplerle oynaşırken çıkardığı sesleri kulağına alan bir daha 'adam olmaz'.. Hele hele bunları yoğurarak yüreğinde hisseden ise hepten çıkar yoldan.. İkiye bölünür yaşamı, bir yanda deniz ve diğer yanda diğerleri. Deniz kelimesi nerede geçerse geçsin artık referans verdiği yerler değişmiştir sonsuza kadar; özgürlük..
Belirsizlik, heryerde.. Denizin, rüzgarın beş dakika sonra ne olacağını kim kestirebilir. Tıpkı hayat gibi, hayatın kendisi gibi.. Bir grup insanla, küçük bir tekne üzerinde, önceden kestirilemeyen zevkli bir yolculuğa çıkıyorsunuz.. Burada herkes aynı amaç doğrultusunda davranmak zorunda. Daha önce lügatlarında 'sinerji' kelimesine teğet geçmemiş kişiler dahi ne olduğunu kolayca kavrıyor, tekne üzerinde geçirilmiş koca bir günün ardından. Takım olmaya doğru adım adım ilerlemek nedir, bir bebeğin saflığı ve sonsuz merakında öğreniliyor.
Takım.. Takım olmak.. İşbirliği.. Ekip arkadaşları..
Daha önce farkına dahi varılmamış kavramlar bir çok insan tarafından. Yelken sporunun niçin 'Takım Sporu' olduğunu ve her seviyedeki çalışana ısrarla önerildiğini anlıyorsunuz kısa sürede. Bir yelkenliyi bile, tek başına idare etmenin mümkün olmadığını görebiliyorsunuz. Görevin küçüğü yada büyüğünün olmadığı bir ortam burası. Büyük yada küçük, doğru ve zamanında uygulanmadığı taktirde sonucu herkese yansıyor, tüm ekibe.. Belki tekne üzerinde iken değil ama, akşam bitap durumda yastığa başını yasladığında anlıyor insan; burada edindiği tecrübeyi, takım olmanın yarattığı sinerji görüşünü işine, tüm yaşamına aktarabileceğini. Yapılan her işin ne kadar değerli olduğunu. Doğru iletişimin gücünü..
Bir şablon olarak birçok alana uygulanabilir bir mikro hayat mücadelesine şahit olunuyor her demir alışta özgürlüğe..
IQ't vdm 0308071051
Salı, Temmuz 31, 2007
Cumartesi, Temmuz 21, 2007
Düşünerek Ölmek
Bildiğim tek bir şey var
Yada emin olduğum;
Son nefesimde düşünüyor olacağım,
Düşünerek öleceğim..
Yada emin olduğum;
Son nefesimde düşünüyor olacağım,
Düşünerek öleceğim..
Salı, Temmuz 10, 2007
KONUŞMA
Hiç konuşamadık bir araya geldiğimizde
Saldırdı
Aç kurtlar gibi dudaklarımız
Doyurana kadar birbirine aç tenlerimizi ..
Dokundukça arttı
Dokundukça dahada arttı
Susuzluğumuz..
'Anladım' diyorsun, geç de olsa
Konuşamayacağımızı..
Son bir 'konuşma' yapmamız gerek şimdi,
Ölmeden tüm değerlerim..
Anlayamazsam tükenirim..
IQ't ksk 1007070044
Saldırdı
Aç kurtlar gibi dudaklarımız
Doyurana kadar birbirine aç tenlerimizi ..
Dokundukça arttı
Dokundukça dahada arttı
Susuzluğumuz..
'Anladım' diyorsun, geç de olsa
Konuşamayacağımızı..
Son bir 'konuşma' yapmamız gerek şimdi,
Ölmeden tüm değerlerim..
Anlayamazsam tükenirim..
IQ't ksk 1007070044
Perşembe, Temmuz 05, 2007
PERŞEMBE
Haftamın Eylül Ayı..
Sararmış, buruk sonbaharı..
Bağbozumunda hasat zamanı
İçilen gövdeli şarapların
Hüzünlü ekşiliği damaklardaki..
Kış öncesi titrek, melankolik başlangıcı
Sensiz, serin Cumaların..
Karlı, ıssız zirvelerinde
Yalnızlığımdan kalma ayak izleri
Bir sonraki haftaya
Biriktirdiğim..
Çaresizliğin, umudun başlangıcı
Perşembe..
IQ't sbcblksk 0507072113
Sararmış, buruk sonbaharı..
Bağbozumunda hasat zamanı
İçilen gövdeli şarapların
Hüzünlü ekşiliği damaklardaki..
Kış öncesi titrek, melankolik başlangıcı
Sensiz, serin Cumaların..
Karlı, ıssız zirvelerinde
Yalnızlığımdan kalma ayak izleri
Bir sonraki haftaya
Biriktirdiğim..
Çaresizliğin, umudun başlangıcı
Perşembe..
IQ't sbcblksk 0507072113
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



