Perşembe, Haziran 28, 2007
GÖRECEKSİN
Güzel gözlerine,
Kirpiklerinin bile uzak kalacağı
Yakınlıkta olacağım sana..
Sabahın ilk ışıklarına kadar sevişip,
Hani o tam yerini alıncaya kadar
Ay
Mıhlayacağım fotoğraflara
İçimdeki tüm güzelliğini.
Yüreğim objektif olacak
Ve
Göreceksin seni neden sevdiğimi..
IQ't ksk 2806072221
ÖYLE ÇOK İHTİYACIM VARKİ
Kaç zaman oldu yoksun
Başlamışken alışmaya sensizlikle yetinmeye
Bir esip bir duruluyorsun
Akşamdan başlıyorum özlemeye
Sabahları güneş doğmuyor artık hiç
Hakkım yok belki sitem etmeye
İstersen kapat kapıları açma bir daha hiç
Öyle çok ihtiyacım varki sevilmeye
Çıksan gelsen bir köşeden
Dualarım seninle bir ömür geçirmeye
İki damla avuçlarıma inceden inceden
IQ't mnsizm 2806071900
AYNADA GÖRDÜĞÜN
Ruhumu..
Taktığım her maskede bir
El işçiliğin var
Yanıyor yüreğim
İçime ağlıyorum.
Güleç maskeler arkasından
Gözyaşlarımın ışıltısı parıldıyor
Vurunca güneş gözbebeklerime..
Uzun bir yol,
Gölgesi küçük bir ağacın,
Dört duvarı evimin,
Sakin, dingin bir okyanus yada
Zirvesi bütün yüce tepelerin,
Hangisi hapseder yalnızlığımı
Senden uzağa?
Görmeyeyim seni lütfen
Aradığım hiçbir yerde
Çıkma karşıma..
Her bakışında sende bırakıyorum bir parçamı
Yavaş yavaş tükeniyorum sensizliğe..
Aynaya baktığında gördüğün ben olana kadar
Parça parça..
IQ't mnsizm 2806071845
İSTEDİĞİN
Ama
Zihnimden çık git be kadın!
Baktığım her yerde durma
Bütün tatlılığınla,
Çekil gözlerimin önünden..
Yetmedi mi gündüzler?
Ne arıyorsun
Baş ucunda yatağımın?
Ne işin var rüyalarımda?..
Ne diye aydınlatırsın gecelerimi?
Sensizliği yaşatmak değil mi istediğin?
Hep olacağın yerde kal,
Kal gönlümde ama
Zihnimden çık git be kadın
Yaşa bensizliği kendinle
Birbaşına..
IQ't vdm 2806071606
Perşembe, Haziran 21, 2007
ÖLÜM
Kalın yorganını
Örtene kadar üstümüze
Zaman..
Ve
Alışacağız sonra soğukluğuna
Ölümün..
İsyan etmek istede de gönül
Boğazımıza takılacak taptaze anılar
Düğüm düğüm..
Bitap düşene kadar direnecek yerçekimine
Aynı toprağa düşmek istemeyen
Gözyaşlarımız..
Ve
Alışacağız sonra soğukluğuna
Ölümün..
Bir gün bizim içinde üşüyecek birileri
Arzu etmesek de..
Sırt üstü yatacağız sonsuza dek
Her öğlen bulmayı umarak tepemizde
Güneşi..
IQ't ksk 2106070029
GÜNEŞ
Yeşerecek dalınmı kaldı sanki
Önümüzdeki bahara,
Niçin ağlıyorsun çocuklar gibi
Hıçkıra hıçkıra?
Ne oluyor sana be!
Yeter mi sanıyorsun
Yeşertmeye gözyaşların
Bu kurak toprakları?
Niçin ağlıyorsun çocuklar gibi
Hıçkıra hıçkıra?
Ne oluyor sana be!
Güneş mi var,
Açar mı sanıyorsun gökkuşağı bir daha
Bu gri gökyüzünde?
Niçin ağlıyorsun çocuklar gibi
Hıçkıra hıçkıra?
IQ't ksk 21006070003
Çarşamba, Haziran 13, 2007
KÂFİYE OLSUN DİYE DEĞİL..
Gözyaşlarım,
Kâfiye olsun diye değil..
Göz kapaklarımda toplaşır nice kara bulutlar
İlk damlası kirpiklerimden düşer yağmurun
Toprağa
Her koyuşumda mağrur başımı
Tek dostum
Yastığımın kucağına..
Tek sırdaşıma..
Birlikte kadeh tokuşturacağız seninle
İki damla benden, bir damla senden..
Mum ışığında parlayacak gözlerin
Yanılmadığımı ispatlayacaklar bana..
Bir süre ara vermeden önceki
Son demimiz olacak,
Yaşanmamışlığa özlem kokan
Şiirlere..
Her akşam tanıdık, bildik bir sevgi gibi
Geleceksin belki yatağıma
Ancak
Sıradan biri gibi göreceğiz birbirimizi
Gün her ışıdığında..
Her akşam gurbet..
Gözyaşlarım,
Gözyaşlarım,
Kâfiye olsun diye değil..
IQ't ksk 1306070027
OLUYOR MU?
Sen de heyecanlanıyor musun beni görünce?
Güp güp güp güp
Sessiz ama güçlü bir lokomotif çıkarıyor mu
Yüreğini alıp boğazına doğru?
Gözlerin, görebildiğin,
Görmek istediğin tek nokta haline geliyor mu?
Oluyor mu?
Sen de heyecanlanıyor musun beni görünce?
IQ't 1206071204
Salı, Haziran 05, 2007
KUŞLUK VAKTİ
Kuşluk vakti?
Aralamadan güneş perdeleri
Cama tıklayıp çağırmadan dışarıya
Boz güvercin..
Bulabilecek miyim uyandığımda yanımda
Sarılmış masum uyuyorken seni?
IQ't ksk 0506072253
SEN GEL
Gece yattığımda boşaltıyorsam yatağıma
Hayalini,
Ne anlamı var bu bitişin?
Görüşmesek, bakışmasak, konuşmasak
Zihnime kim yasak koyacak,
Kim engelleyecek gönlümü?
Kuşluk vakti, ezandan önce kalktım yine dün gece
Öylece uzanmış duruyordu hayalin yanıbaşımda ..
Ne zaman gideceksin yanımdan,
Ne zaman yalnız bırakacaksın beni?
Geleceksen her akşam yatağıma
Hayalini bırak
Sen gel bari..
IQ'T vd 0506071641
Cumartesi, Haziran 02, 2007
GÜNEŞİN RENGİ
Bulutların arasında oynaşırlar..
Leylak rengi gökyüzü,
Düş beyazı bir geminin
Yelkeni oldular
Diktiğim koca çiçekler..
Her temasında çıplak bedenin, yakar
Akkor sevdalar fırşırır
Heybetli yüce gönlümün
Yalnız zirvelerinden..
Aşk değirmenleri serpiştirdim
Huzurlu ovalara
Renkli, minik, dev kelebekler
Bekler durur rüzgarını..
Gün batımlarında seviştiğim
Azgın dalgaların hırçın köpükleri,
Ayın imzası yansır
Islak, köpüklü teninden hırçın kayalıkların..
Güneşten ödünç sarı ışıklar saçlarında
Huzurlu uykulara bırak yorgun gövdeni
Hemen yanında dingin deniz,
Masum dalgalarda ötede iki yunus
Biri ben, öteki sen..
Yıllanmış ağaçların da yeni yeşermiş filizleri olur
Yaş çizgilerinin akıntısında çektim küreklerimi
Bir sonraki çizgide bulmayı umarak seni..
Duyuyor musun?
Beyaz atların ayak sesleri
Dökülüyor karlı zirvelerimden..
Ve güneş batıpta karanlığı çekince üzerine
Işıkla çizer yıldırımlar göğe
Gelecek fırtınaların resmini..
Görmüyor musun aynada eriyip giden halini?
Sen bitersen,
Kanlı bir hilâlden başka ne kalacak
Gözlerimi kapattığımda okşayacak ruhumu?..
IQ't vd 0206071259
Perşembe, Mayıs 31, 2007
KARŞI DAĞIN MUTLULUĞU
Sen karşı dağın insanısın..
Gençlik aşılasada gözlerin her bakışında bana
Sen
Karşı ırmağın akıntısı..
Tebessüm, tatlı bir gülüş
Uzaklığın kadar yakın bana
Ne isteyebilirim ki senden?
Sen karşı tepede camdan bir kadın..
Elimi uzatsam dokunabileceğim kadar yakın..
Çekip almaya kalksam?
Tüm dağları dümdüz edesim gelir
Alıp elime kanlı orağı
Yerle bir edesim tüm verimli ovaları,
Yeni yetme yeşil başlı yavan mutlulukları..
Yerine kendimi ekesim..
İbretle kendi silüetimi
Kanlı bir gün batışında huzursuz seyredesim..
Ne bekleyebilirim ki senden?
Sen karşı dağın mutluluğu..
IQ't vd 3105071354
Çarşamba, Mayıs 30, 2007
YOKLUĞUN
Yatağımın boş kalan yanı
Tebessümlerimin ilham kaynağı
Yokluğun siyahın,
Siyah
Hüznün adı..
Hüzün, tüm soluk renklerin
Donmuş nefesi
Bir kelepçe bileklerimde..
IQ’t Ksk 3005070436
Cuma, Mayıs 04, 2007
KARADELİK
İçime çöküyorum
Dipsiz bir karadelik gibi.
Dermanım olsada direnmeye
İsteksizim ölesiye
Tüm varlığımla
İçime çöküyorum.
Gökyüzünde parıldamayan
Tek karanlık noktayım,
Uzat elini..
Gün olur belki
Seni de çekerim
Yanıma
IQ'T vdm 0405071759
Perşembe, Nisan 19, 2007
KARAR -1
İlkbaharın yalancı sıcaklığının ardından tüm geceye soğuk bir battaniye gibi inen ayaz, sanki tüm canlıları uyuşturmuştu. Uyuşuk bir sessizlik hakimdi çevreye. O gece kaç kere uyandığını anımsayamadı. Belli belirsiz uyanıp tekrar uykuya dalmış ve her arada tek bir filmin farklı birçok perdesini rüyalarında yaşamıştı sanki.
Geceyi, gece gördüğü rüyaları ve onu düşünürken dalıp gittiği bir sırada sol kulağını sağır edercesine patlayıveren sesi anımsadı ve irkilerek kendine geldi birden. Nereye gittiği belli olmayan zayıf demir borulardan oluşmuş, özensizce beyaza boyalı olan o garip kapıyı geçirdi aklından. Kolaylıkla açıp zaten görünen diğer tarafına geçmişti kapının ve hemen sonrasında tekrar dışarı çıkmak için kapıyı araladığında garip bir duygu hissetmişti. Önsezileri aşırı şekilde tehlike işaretleri veriyordu, anlam veremediği bir durumdu bu ve her nasılsa kapıyı bu kadar kolaylıkla tutabildiği halde bıraktığı anda şiddetli bir şekilde tüm vücuduna doğru kapanacağını ve karşı koymasının mümkün olmadığını biliyordu. Yanındaki karaltı, kimdi acaba? İşte tamda kapıyı bıraktığı anda patlayıveren bir sesti bu. Gece rüyasını bölmüştü ve irkilerek uyandığında halâ sol kulağında o sesin garip ağırlığı çınlıyor gibiydi.
Tüm bunların ne anlamı vardı? Uyanır uyanmaz neden aklına hemen o geliyordu. 'Hayrolsun' diye geçirdi içinden, ne istediğini bilememenin garip burukluğu döküldü dudaklarından. Yine nefesini tutmuştu istemsiz olarak. 'O' diye geçirdi içinden.. Göbek çukurunun dört parmak altından başlayan ve göğüs kafesine sıkışmış olan kuru soğuğu hissetti, gecenin ayazından daha rahatsızlık vericiydi. Yine nefes almıyordu. Karın boşluğuna sıkışmış olan ayazın tam orta yerinde, göğüs kemiğinin hemen altına yerleştirilmiş bir dinamo sanki kalbinin yerini almış ve çevredeki tüm enerjiyi birbirini izleyen her saniye önce sakince içine çekip, bir an bekleyip aniden tüm vücuduna pompalıyordu. Bunu en çok gövdesinin ortasında ve boynunun her iki tarafında asimetrik şekilde uzanmış damarlarında hissediyordu.
Kalkıp yatağın bir kenarına oturdu, öne doğru eğildi istemsizce. Sırtındaki, yıllardan beri kanıksamış olduğu ancak sabahları kalktığında daha bir hissedilir hale gelen ağrıyı biraz olsun bu şekilde azaltabiliyordu. 'Dik durmalıyım' diye geçirdi içinden ve doğruldu. O gece onlarca kez uyanmış olmasına rağmen bu farklıydı, tekrar uyumaya dönmeden önce gece soğuğunda üşümüş minik bir serçe tedirginliği içinde elleri titreyerek telefona uzandı arayan olup olmadığını kontrol etmek için. Aslında onun arayıp aramadığını kontrol edecekti yalnızca, için için merak ediyordu. Zamanın akışının yavaşladığını hissettiği anlardan birini daha yaşıyordu. İki tuşa basarak ekranda arayan herhangi birine ait bir not göremeyince telefonu hafifçe sıktı ve yerine bıraktı. Dudaklarında yine o garip burukluğun sızısı dansetmeye başladı. Yine nefesini tutuyordu. Onu düşündüğü her an, belki uykusunda bile nefesini tutuyordu, cılız bir rahatsızlık duydu belli belirsiz. Okyanusun sonsuz lacivert derinliklerinde soluksuz kaldığını getirirdi aklına her nefesini tutmuş bulduğunda kendisini. Tükenip bittiğinde, eninde sonunda yine çaresiz bir şekilde tuzlu lacivertliği içine çekecekti nasılsa. Yani her durumda onu yaşamaktan kurtuluşu yoktu ve bu aklına her geldiğinde nefesini tutmuş tedirgin bir şekilde göğsündeki dinamonun sesini daha güçlü duyar gibi oluyordu.
Tekrar onu geçirdi aklından. Fantastik filmler yada çizgi romanlardaki doğa üstü güçlere sahip süper kahramanlara özendi. Kahraman kısmında gözü olmayacak kadar alçakgönüllü bir ruha sahipti fakat yinede için için yanıp tutuşuyordu en azından düşüncelerine sızarak aklına gelebilme arzusuyla.
Onlarca yaramaz tekir kafasının içinde dolaşıyor, düşüncelerini, eski yeni tüm anılarını havaya savuruyor ve her birini bir yumağa dolayarak oynaşıyorlardı sanki. Kafatasının içindeki bu karmaşanın garip çekiciliğine kendini kaptırmamak için çaba sarfetmediği gün gibi aşikardı. Gözlerini kapatır kapatmaz ona doğru coşkuyla kanatlanan güvercinlerin her bir ayağı farklı bir yumağa takılıyor ve beyaz, pamuksu, masum bir vahşet sahnesi perdeleniyordu göz kapaklarını duvar yapmış çaresizlik tiyatrolarında. Kendini yargılıyordu acımasız bir şekilde. Hüküm giydiği suç aynı zamanda beraatini de veriyordu ve hemen ardından tekrar aynı suçtan hüküm giyiyordu. Paradoksun bir ucu paslı çivi dolu ve diğer ucu parlak, pürüssüz iki halkası birden boynuna geçmişti, zincirin ucunu ise o tutuyordu tam olarak bilemesede.
Vakitsiz uykuya dalmış ve uyandığında kendini sersemlemiş hissettiği günlerde havaya bakarak gün ağarıyor mu yoksa kararıyor mu anlaması mümkün olmazdı. Benzer karışıklığı şimdi tam olarak burada yaşıyordu. Denizin yüzeyi atılan en küçük taşın oluşturduğu dalgaları farkedebilecek kadar sakin, karşıdaki tepelerin karanlık yamaçlarına doğru kaybolarak uzanıyordu. Sabahın erken saatleriydi, serinlik bir süre sonra üşümesine yol açmasına karşın beyaz montunun önünü açık tutuyordu. Güneş, tepenin en güdük çıkıntısına ellerini uzatmış, hafifçe kafasını denize doğru uzatmış yaramaz bir çocuk gibi izliyordu kafasının içindeki karmaşayı. Tan yeri ve alacakaranlık diye geçirdi içinden, hangisiydi yaşadığı? En yumuşak ışıkları ruhunun derinliklerinde buzlar altında kalmış ümit bekleyen çiçeklere kadar ulaşıyor ve gerçekle hayal arasında bıçak sırtı bir yanılgı oluşmasına neden oluyordu.
Genişleyen zaman olaylar arasında anlamlı ilişkiler kurabileceği mantık silsilesini öylesine yavaşlatmıştı ki, bu yavaşlık gerçekliğe ayna tutuyor ve hareketlerine doğrudan yansıyordu. Kavuşacağını bilse arkasına dönüp bakmadan karanlıklara yol alacaktı. Kafasının içinde ona kavuşmanın karşı koyulmaz çekiciliği ılık bir yaz rüyası gibi buzulların altında tüm çıplaklığıyla duruyor, ancak harekete geçmesi için gereken o ilk işaret tepelerin ardından bir türlü gelmiyordu, yumuşacık ışıkları ümit bekleyen tomurcukları sürekli okşasada.
Olumlu olumsuz tüm düşüncelerinin ardından kendini ya nefesini tutmuş onu düşler yada rastgelebileceği yollarda serseri nefesler tüketirken buluyordu. Güneşin altın sarısı ışıklarının en çok ona yakıştığını biliyordu. Onu ararken sürekli kendini gözlüyor, kızıyor, bu haline olan kızgınlığını çıkarabilmesi için akşam olup rüyalara dalmayı bekliyordu. Yaşadığı paradoksal durumun içeriğini paylaşabileceği bir kapının olmayışı, olası potansiyel gerginliğini sürekli bire beş katarak arttırıyordu.
Üç, iki, bir.. Ve sonrasında soğuk, karanlık bir sıfır. Karanlık basmadan önce, aydınlığın son düzlüğünde onunla tüm olan biteni bütün hayal perdelerini kaldırarak konuşabilmeyi ne kadar çok istediğini düşündü tekrar.
Üç, iki, bir ve karanlık..
Cumartesi, Nisan 14, 2007
Neredesin?
Düşünmemek için seni
Tutabildiğim kadar tuttum
Nefesimi..
Bile bile her denemenin sonunda
Kocaman bir seni
Çekerek içime
Hançerleyeceğimi kalbimi..
Neredesin?
IQ’T Ki 1004072045
Salı, Nisan 03, 2007
HATIRLA
Geceler mi ağır gelen
Yoksa
Herbir notasında
Gözyaşlarımı salıverdiğim
Bu garip melodiler mi,
Yasladığımda başımı
Uykularıma sırdaş
Yastığıma?
Anlamı olmalı bu hayatın!
Bir anlamı olmalı,
Yaşananların..
Dışarıda
Çok uzaklarda bir yıldız
Göz kırpar
Sanki
'Hatırla' der gibi.
Hatırla şimdiden
Gelecek günleri hatırla..
Sende bir yıldız olup
Göz kırpmadan
Yarınları 'hatırlayacak birilerine'
Hatırla yarınlarını
Çok geç olmadan
Ve
Sevdiklerin henüz
Evrenin sonsuz derinliklerinden
Sana göz kırpmadan..
IQ'T ksk 0204072351
Pazar, Nisan 01, 2007
SEN
Hoş bir gıdıklanma
Ve ardından verilen
İstemsiz tepkiler gibisin.
Gayet güzel başlamışken güne
Seninle gıdıklıyor sanki hayat
Beni
Önce varlığınla mutlu kılıyor
Sonrasında
Dokunamadan sana
Uzaklaştırıyor yanından
Zoraki..
Vdm 3003071128 IQ't
Salı, Mart 13, 2007
Bir Garip Oyun
'Koskoca adam' yemeden içmeden kesilir birden. Keskin rüzgarı hissetmez, yakan güneşe aldırmaz olur. Silik bir ürkeklik ve sinsi bir cesaret aynı anda girer kafasına olanca hızıyla. Tüm kanı beynine pompalanmışçasına yanar, kavrulur içten içe tüm yüzü. Sanki çekilen kan aniden kutup soğuklarının belli belirsiz midesinde yoğunlaşmasına neden olmuştur. Anlam veremez.
İlk kez karşılaşanlar bu durumla, kölesi olurlar bu hislerin. Başka hiçbirşeyin önemi kalmaz. Konuşursunuz duymaz olur. Beş duyusu körelir, yada yalnızca tek bir noktadan algıya açık hale gelir. Tam yüzünüze bakar, ancak bilirsiniz ki odaklandığı yer 1 metre ötesi, havada bir boşluktur. Tam o noktadan girer ve kilometrelerce öteden 'onu' bulur, izler. Onunla yaşar.
Okyanusa düşmüştür ve etrafta yalnızca onu sarmalamış olan koca bir su kütlesi vardır. Üç beş dal parçasından gönüllü uzaklaşır, yada görmez zaten. Bildik sona gönüllü olmuştur. Koca evrende tek nokta olarak kalmıştır. Ama o tek noktada kendi 'dünyasını' yaşar. Yalnız dünyasını. 'Onunla' paylaştığında bir cennet halini alacak olan yalnızlıklar diyarını..
Bu tokat çok kötü şaplamıştır onun yanağında.
Kış ortasında bahar gelmiş ve olağanüstü çiçeklerle bezenmiştir ağaç. Her yöne, yere, göğe, sağa, sola fışkırır serseri tomurcuklar. Kış ortasında. Olağanüstülük çiçeklerin açmasındaki hız kadar, havanın bozmasındaki sabırsızlıktadır aynı zamanda. Tadı damağında, acısı yüreğinde kalır güzelim tomurcukların. Hemen arkasından bahar gelse, güzelim çiçeklerle donansa da, artık o tadı yakalayamaz, o acıyı unutamaz, unutturamaz. İçine kazılı öylece yaşar.
İlk, bir kez olur.
Yaşanların üstüne oturur zaman. Başka baharlar gelir sonrasında, döngü devam eder hayatın muzip göz kırpmalarında. Her bahar güzeldir fakat kirpiklerinin ucunda içgüdüsel bir suçluluk vardır ve kimin payıdır bilinmez hiçbir zaman. Belli belirsiz 'ilk' baharı yaşatır ve bir anlık sarhoşluk çabuk geçer. Bahara benzetmek kolaydır aşkı. Ancak hiçbir erkek istemez baharda yaşamayı aşkını. Başka baharlar gelecek olsa da tek bahar vardır bir erkeğin gönlünde ve yalnızca onu yaşamak ister. Suçluluk, sarhoşluk, açlık, istek..
Duyguyu bir döneme hapsetmek, yenilgiyi baştan kabullenmektir, belkide istemek. Sonun daha film başlarken yazılmasıdır ilk karede. Kolay değildir belki ama, bahar geldiğinde 'yine bitecek' anılarda kalmış bir paradoks olmalıdır. İçine kazılı olan hep oradadır, orada yaşasada daima, güneşe dönüp yüzünü, derin bir nefes alıp, çekip içine kokusunu sıfırdan ta en baştan başlama cesaretini gösterenlere güler hayat. Bu yüzden hüzünlü ancak bir o kadar güzeldir Eylül. Bu yüzden çırpar kanatlarını hayata zayıf kelebek 'yarını' düşünmeden.
Ancak, ilk, bir kez olur, içine kazılı öylece yaşar.
Güzel olan, insana yakışan ve huzuru getiren ise 'tek' ve 'sürekli' olmalıdır. 'İlk ve tek' masalsı çağrışımlar yaptığı ve rastgelmek, gökyüzünde bize gözkırpan yıldızı ertesi akşam tekrar aynı yerde görmek kadar kolay olmadığı için çok az insana kısmet olan büyük bir lütuftur. Yalnızca tek bir baharda sürekli yaşamak ve ömrü tüm yıldırıcılarıyla birlikte tamamlamaya çalışmaktır huzur getiren ve bir hortum gibi delip geçen, yıkıcı aşkı atmosfer maviliğinde dünyaya yayan.
Göz kırpan yıldızların cazibesine kapılmadan, evreni olanca heybetiyle kabullenmek en zorudur. Gökyüzünde durur her zaman tava yıldızı ama ulaşılmaz olduğu için oradadır belkide. Parlayıp dursada umarsızca, ışığını, onu sevenin gönlünden alır. Ne zamanki anıların kadri artık gözleri nemlendirmeye yetmez, işte o zaman yavaş yavaş söner yıldız, çığlıkları uzayın sonsuz soğukluğunda kaybolarak.
Cuma, Mart 02, 2007
Ayrılık
Faili meçhul değildir. Apaçık ortada durur, ancak her zaman ayağı takılır insanın. Belkide bile bile.. Bazen bir küçük bakış sevgililer arasında, bazen bir bebeğin muhteşem gülümsemesi, bazen yaşadığı tüm yılları yüzüne birer birer kazımış bir ihtiyarın keder dolu bakışı, bazen başka gönüllerin yaşadığı tarifsiz acılara bulanmış tek damla gözyaşı, bazen mutluluk dolu bir kucaklaşma yada yedi notada dünyanın en büyük sihrini ortaya koyan buruk bir melodi..
O an zaman durur sanki sonsuzluğu tüm soğukluğuyla iliklerimize kadar yaşayabilmemiz için ve bir anda yokolur gider.
Tanımlayamadığım bir şekilde, henüz yaşanmışlıklarla şekillendirmemişken duyguları iyi kötü, hissederdim bunu. Derinlerden, güneş ışığı değmemiş kuytularından yüreğimin, gelirdi acısı ayrılıkların.
Belkide bu yüzden hiç ayrılmadım ben. Ne evden, ne okuldan, ne yârdan.. Hiç veda etmedim. Hiç bırakmadım, terketmedim. Terkeden ben olsamda, bu acıyı başka bir gönlün yaşamasına neden olmayı kendime yediremediğim için, veda eden ben olmadım.
Bir an kırptım gözlerimi, tuttum nefesimi son nota çalıncaya kadar. Derin bir nefes ve bembeyaz bir sayfa daha.
