Cumartesi, Ocak 26, 2008

Stockholm, İsveç


Aman dikkat! Avrupa Birliği üyesi olan bu ülkede Euro kullanılmıyor. Her ülkede ayrı para kullanıldığı günleri anımsadım. Euro'ya geçtikten sonra ne kadar rahat etmişiz ve farkında değilmişiz meğer.

Stockholm şehrine indikten sonra, en kısa süre yolculuk yapabileceğim seyahat aracı olan Arlanda Express'e yöneldim. Biletleri otomatik makinelerden alabiliyorsunuz, tabiki Euro yerine SEK (İsveç Kronu) kabul ediyor yalnızca makine. Biletinizi tren içinde alacak olursanız 50SEK fazla ödüyorsunuz. Trene bindikten sonra bir çift ve ayrı oturan iki bayanla hemen muhabbete başladık. Ya onlar sıcak ya da ben. Ya da herkes :) Sonuçta sıcakkanlı insanlar. Görevli bayan geldi ve Euro kabul edemeyeceğini söyledi. Kredi kartımı alıp geri vermesi 1sn'den daha uzun sürmedi. Ücreti kestiğini dahi anlamadım desem yalan olmaz. Yanımda oturan çift şaşkınlığımı anlamış olmalıki ortaya laf atıldı: 'How quick huh? :)" Sanıyorum bu reklamlarda gördüğümüz uygulamaya benziyor. Sonraki alışverişler kredi kartı ile olacak belli oldu. İndikten sonra bir taxi ile otelime gittim. Taxi'lerde bir çok mesafe için 'fixed prize' uygulanıyor. Tongaya düşmemek gerek. Örneğin 'old town' dedikleri Gamla Stan ve çevresinde benzer tek tarife uygulanmakta. Ancak belirtilmiş yerler dışında farklı bir isteğiniz olursa o zaman gün içinde saatine göre 4 farklı tarifeden birini uyguluyorlar. Taksilerde kredi kartı kabul ediliyor neyseki.. Kısa olsun diye treni seçtim ama 2 vasıta ve üstüne birde kart vs.. ile uğraş dur. Dönüş Airport Shuttle ile olacak, kesin..

Ertesi gün toplantı saatime kadar Gamla Stan'ı turlamaya karar verdim. Birçok yerde belirtildiği gibi 'Eski Şehir' olarak geçen Gamla Stan korunmuş tarihi yapısıyla dikkat çekecek bir yer. Hava sıfır derece civarlarında. Dışarıda insanlar eldiven ve berelerini takmış dolaşıyorlar. Hemen heryerde bisiklet yolları, bisiklet ve koşucular için ayrılmış olan trafik ışıkları bulunuyor. Bizde yaya için dahi yokken.. 'Bu havada?' şaşkınlığı içinde kendi kendime söylenirken yanımdan koşarak geçen insanlara bakıyorum istemeden. Bisiklet kullanımı kızlar arasında oldukça yaygın. Ne yalan söyleyeyim böyle bir havada hemde mini etekleriyle bisiklet kullanan tiplere ilk kez rastlamanın şaşkınlığını bir süre atamadım üzerimden. Bir ara moda olduğunu duymuştum ama hani şu kalın çoraplar, bir zamanların taytları burada salgın halinde. Hatun kişiler başka şey giymez olmuşlar incesi kalınıyla.

Gamla Stan en eski yerleşim yeri Stockholm'ün. Sokakları oldukça dar. Dar kelimesi öylesine kullanılmış bir kelime değil, kimi yerlerde 1m'ye düşen sokaklar bunlar. Genellikle 2-2,5m civarında. Öyleki bazılarına araç girdiği zaman yanından yürüyerek geçemiyorsunuz neredeyse. Ancak dolaşmak ve fotoğraf çekmek için oldukça ilginç mimariya sahip olması nedeniyle ben sevdim.

Arada birkaç taksi deneyimim daha oldu ve özellikle söylemek istediğim kesinlikle gittiğiniz yere doğru fixed prize uygulamasını teyit edin ve kredi kartı kullanın. Uyanık geçinen adamlar pariteyi kendi lehlerine 2 katına çeviriyorlar, 'yerseniz' tarifede 2 katına çıkıyor doğal olarak. Adamlar Euro kullanmıyorlar, ne takside ne otelde ne restoranda ve nede marketlerde.. Turistik mekan ama üzerinde Euro bulunduran insan yok!

Hemen herkes düzgün aksanla İngilizce konuşuyor. Arada iki çift sohbet etme imkanı bulduğum insanların havanın aksine oldukça sıcakkanlı olduklarını söyleyebilirim. Şu mini etekle bisiklet kullanma meselesinide garip karşılıyorlar, ama cümleler anlaşılmışcasına şu şekilde sonlanıyor; 'birde yazın gelip görmelisin!' :)..

Şehir, adı üstünde (!) bir çok irili ufaklı adacıktan oluşuyor; Stockholm. Adacıkların arasında nehir dedikleri akıntılar var. Gerçekte ortada bir nehir bulunmuyor. Şehrin sol tarafı tatlı, sağ tarafı ise tuzlu su, yani deniz. Teorik olarak oradan tekne ile Türkiye'ye ulaşmak mümkün Baltık Denizi üzerinden.

Gamla Stan ve çevresindeki küçük adacıklarda bile onlarca galeri ve müze bulmak mümkün. Vaktim olmadığı için yalnızca bir tanesini seçiyorum aralarından, en meşhurları, ilgimi en çok çeken; The Vasa Museum . Dışarıda hava dondurucu, özellikle esmeye başladığı zaman. Genelde yaptığım gibi yürümeyi tercih ediyorum şehri tanıyabilmek için.

Vasa adlı gemi kesinlikle görülmesi gereken tarihi eserlerden biri. Korsan filmlerinden fırlamış gibi ve yanı başınızda canlı şekilde, her an hareket edecekmişcesine duran devasa bir gemi. Karaya çıkmak ve diğer gemilere yanaşmak için kullanılan filikası bile 12m uzunluğunda ve geminin tümünü izleyebilmek için 5 katlı bir yapı kullanılmış, gerisini siz düşünün artık.
Burasıda, Paris gibi, şehrin bahsettiğim merkezi kısımlarında oldukça temiz ve düzenli yapılaşmaya sahip. Yayalara yeşil yanarken üzerinize süren garip taksi şöförleri hariç genelde otomabil ve bisiklet sürücüleri kurallara uyuyorlar gördüğüm. Yayalarda ise durum bize göre iyi sayılır ama insan heryerde insan işte.

Gelmeden önce duymuştum, burada hemen herkes spor yapıyor ve fizikleri genel olarak iyidir diye. Gerçekten dolaştığım her köşe başında koşan, bisiklete binen insanlara denk geldim günün her saatinde. Elinde kayak takımlarıyla dolaşan insanlar ise bir süre sonra size yabancı gelmemeye başlıyor zaten. Şehre 10km uzaklıkta yapay bir pist olduğunu düşünecek olursak pekde garip sayılmaz doğrusu.

Kızları da hani memleketi bırakıp buralara yerleşecek güzellikte değiller. Ancak haklarını yememek gerek, gece bara, diskoya gitmemiş olmama ve kışın ortasında bulunmamıza rağmen dikkat çeken tipler yok değildi hani. Gerçi, birde yazınmı gelip görmeli ne? Yerlisi yabancısı aynı şeyi boşuna vurgulamamıştır herhalde.


Dönüş için havaalanına giderken yol boyunca sohbet etme imkanı bulduğum şöför arkadaş Türkiye'ye daha önce gelmiş, Alanya'ya. Türk kızlarının güzel olduğunu vurguladı oda. Kesinlikle :). Ne kadar rahat olduklarını sordu, İsveç kızları gibi rahatmıdırlar şeklinde? Ayrıca Türkiye şimdi tehlikelimi merak ediyormuş. Tehlike içeren bir durum olmadığını söyledim. Kızlarımız ise birçok büyük şehirde oldukça rahat yaşar durumdalar. Henüz evlilik dışı yada öncesi birlikte yaşamak yaygınlaşmış olmasa da, kızlarımızın kafasında yer etmiş durumda. Ailelerinden ve çevreden çekiniyor olmasalar birlikte yaşayan insan sayısının hızla artacağını düşünüyorum. Onlarda durumun nasıl olduğunu sorduğumda, iki çocuğu olduğunu ve evli olmadığını söyledi gülerek. Anladım dedim, neden evlenmiyorsunuz? Bilmem, ne gerek varki zaten birlikteyiz dedi. İsveç bu konuda rahatmış, hatta Avrupa'ya göre de rahat sayılabilirmiş.
Ancak geçenlerde yapılan bir televizyon programından bahsetti. İsveç normlarında (!) güzel bir kız ve yakışıklı bir çocuğu barlara salmışlar. Kız tabiki boş çıkmamış elini attığı mekandan. Ancak yakışıklı çocuğumuz eli boş çıkmış asılmaları sonucunda. Yani bir garip bu kız milleti, ne olacağı yine de belli olmuyor diyede eklemeyi ihmal etmedi.

Ekşi Sözlük'te çok güzel entry'ler var, bilgi için tavsiye ederim. Özellikle Goddard ve Ikeaman 'ın girdikleri çok faideli..
Açtığım gibi bitireyim, sinir oldum. Adamlar Euro kullanmıyorlar. Kendilerince şekilmi yapmaya kalktılar ne? Hesaplar SEK geliyor, Euro veriyorsun, üzerini kurdan geçirip SEK olarak veriyorlar, oohh. Söylediğim gibi, buraya gelirken muhakkak SEK bulundurmak gerek üzerinizde. Avrupa'nın meşhur diğer ana kentlerini gördüyseniz, buraya da gelinebilir, tabi yazın :).

1 yorum:

Osman Cem Gençtürk dedi ki...

"Köşe başında mutlu insanlar" adlı fotoğrafım ile ilgili araştırma yaparken yazınıza rastladım. Elinize sağlık!
http://www.fotokritik.com/1992826

Related Posts with Thumbnails